Atatürk'ün Vefatı

Atatürk Hakkında

Atatürk'e Kemal Adını Kim Verdi

Mustafa Kemal Askeri Rüştüye'de zekası ve üstün kabiliyetiyle hemen kendini hissettiriyordu. Özellikle matematik dersine çok başarılıydı.Bu, bütün hocalarının dikkatini çekiyordu. çoğu zaman öğretmenleri o

Atatürk'ün Vasiyetnamesi

ATATÜRK’ÜN VASİYETNAMESİ

Atatürk’ün tek yasal mirasçısı Makbule Atadan’dır. Ancak Atatürk 19 Mayıs 1932 tarihinde kendi isteği üzerine 2307 sayılı özel bir yasa çıkarılmasını sağlamıştır. Bu yasa ile Medeni Kanunda yer alan, mirasçıların haklarını isteğe bağlı olmaksızın koruyan “Mahfuz hisse” kavramı, Atatürk için kaldırılmıştır. Böylece Atatürk'ün aile üyeleri ve akrabaları, kişisel mirasından yararlanamaz duruma gelmiştir. Çıkarılan bu yasa üzerine Atatürk kişisel mirasını dilediği şekilde dağıtabilmiştir.

11 Haziran 1397 tarihinde hazırlattığı

Atatürk'ün vefatı

ATATÜRK’ÜN SON GÜNLERİ VE VEFATI

Bütün hayatını düşmana karşı mücadele, Türk milletinin kurtuluşu ve çağdaşlaşmasını sağlamakla geçiren Mustafa Kemal Atatürk, 1935 yılında sağlığıyla ilgili sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. Bu yıllarda görülen rahatsızlıkları eski hastalıklarının depreşerek onu rahatsız etmesi değil, dış görünüşüne de yansıyan genel bir çöküntü meydana getiren derecede bir hastalık olmuştur. Hastalık sürecinin ilk aşamalarında rahatsızlığı ile ilgili olarak tam bir teşhis koyulamamıştır. Rahatsızlığına rağmen yoğun çalışma temposundan bir türlü vazgeçemeyen Atatürk, kendini eskisi kadar dinç ve dinamik hissetmemeye başlamıştır. Atatürk'ün zaman içerisinde ten rengi solmaya başlamış, yüz hatlarında derin kırışıklıklar meydana gelmiş ve çabuk yorulmaya başlayan bir fiziki görünüm sergilemeye başlamıştır.

Atatürk, 1935 yılında Dr. Asım Arar’dan kendisini muayene etmesini istemiştir. Hekim denetiminden pek hoşlanmayan, zorunlu olmadıkça doktora başvurmayan Atatürk’ün bu isteği çevresindekiler tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştır. Aradan yaklaşık 4 ay süre geçmesine müteakip temmuz ayında Dr. Neşet Ömer İrlep’ten aynı talepte bulunması sonucunda Atatürk’ün rahatsızlığı iyice ortaya çıkmaya başlamıştır. Rahatsızlığı 1936 ve 1937 yıllarında da devam eden Atatürk 1937 yılının Nisan ayında üç hafta içinde 6 kere Ankara Numune hastanesine gitmek zorunda kalmıştır.

21 Ocak 1938 tarihinde kaplıca sularının yararlı olacağı ümidi ile Yalova’ya giden Atatürk’ün hastalığı ile ilgili ilk teşhisler burada tanımlanmıştır. Kaplıca Doktoru Dr. Nihat Reşat Belger tarından yapılan muayene neticesinde Atatürk’ün karaciğeri ile ilgili sıkıntılarının olduğu tanısı koyulmuş ve gerekli tedaviler başlatılmıştır. Atatürk’ün hastalığı ile ilgili olarak ilk tanıyı koyan Doktor Nihat Reşat Belger “Karaciğer büyümüş ve sertleşmiştir. Kaşıntılarının ve kanamalarının nedeni, süreğen (kronik) karaciğer sayrılığına bağlı Siroz’dur.” demiştir. Bu şekilde bir tanıya ulaşılmasına şaşıran Atatürk hastalığı konusunda özel doktoru Neşet Ömer İrdelp’i Yalova’ya çağırmış ve tekrar muayene olmak istemiştir.(tarihin.com) Yapılan geçmiş incelemelerde böyle bir tanıya ulaşamayan Doktor Neşet şaşırmış ve “sekiz ay önce yaptığım muayenede siroza ait bilgiler ve belirtiler görmemiştim” diyerek tanı koymada geç kalındığını açıklamış ve Atatürk’ün kesinlikle dinlenmeye ihtiyacı olduğunu belirtmiştir.

Hayatı sürekli çalışma ve mücadele içinde geçen Atatürk dinlenmeye fırsat bulamamış, hastalığı süresince birçok konu hakkında ülkenin gelişmesi için canla ve başla çalışmalarını sürdürmeye devam etmiştir. 1938 yılında Bursa Gemlik'te iki fabrikanın açılışına katılmıştır. Yağmur altında kalan ve üşüten Atatürk bu günden sonra rahatsızlıkları iyice artmaya başlamıştır. 19 Mayıs 1938 tarihinde Gençlik ve Spor Bayramına katılan Atatürk, o dönemde ülke için büyük sorun teşkil eden Hatay sorunu ile ilgili çalışmalara yoğun bir şekilde mesai ayırmıştır.

3 Temmuz 1938 tarihinde Hatay’ın bağımsızlığa kavuşması hasta yatağında dinlenen Atatürk'e iletilmiştir. İyileşme umudunu hiçbir zaman yitirmeyen Atatürk, 29 Ekim 1938 yılında Türk ordusuna sanki silah arkadaşlarıyla ve Türk milletiyle vedalaşıyormuş gibi bir nitelikte bildiri yayınlamıştır.

8 Kasım 1938 tarihinde derin bir komaya giren Mustafa Kemal Atatürk 9 Kasım gecesi saat dokuz sularında gözlerini açıp "saat kaç?" diye sormuş ve ertesi sabah 10 Kasım 1938 tarihinde saat 09.05’te ruhunu sonsuzluğa teslim etmiştir.

16 Kasım tarihinde Atatürk’ün Türk Bayrağına sarılı tabutu Dolmabahçe Sarayı’na katafalka konulmuştur. 19 Kasım 1938 tarihinde ise Profesör Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırılan cenaze namazından sonra Yavuz Zırhlısı ile İzmit’e, oradan da özel bir trenle Ankara’ya getirilen Atatürk’ün naaşı, 21 Kasım 1938 tarihinde Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabre konulmuştur. 10 Kasım 1953 tarihinde ise büyük bir törenle ebedi istirahatgahı olan, Anıtkabir’e nakledilmiştir.

Altıok Nedir?

ALTIOK NEDİR?

1927 yılında Atatürk’ün Nutku’nun okunduğu Cumhuriyet halk Fırkası İkinci Büyük Kongresinde tüzükte bir değişiklik yapılmış, partinin temel ilkeleri Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Halkçılık olarak tanımlanmıştır. 1931 yılında yapılan Kongrede Laiklik, Devletçilik ve Devrimcilik ilkesi eklenmiştir. Daha sonra 1937 tarihinde ise belirlenen altı madde Anayasa maddesi haline getirilmiş ve bu ilkeler yalnızca partinin değil devletin de temel ilkeleri haline gelmiştir. Tüm bu ilkelerin hepsine birden kısaca Altıok adı verilmiştir.

Atatürk ilkeleri yani Altıok geri kalmışlıktan kurtulmak isteyen bir ulusun, kalkınıp güçlenmek için izleyeceği yolu gösteren ve bu yolda yapılması gerekenlerin nasıl yapılacağı konusunda açıklama yapan ilkeler bütünüdür.

Altıok toplumsal gelişmeyi hedef alan kendine güvenli ve devrimci bir yönetimin yapılabileceği bir girişimdir. Türk ulusunun buluşu ve evresel boyut taşıyan bir ilkeler bütünüdür.

Altıok içerdiği yüksek amaç nedeni ile gelişmeye ve yeniliğe açık olmak zorunda kalmıştır. Altıok’un kalıcı kılınabilmesi için uygulamalar kadar kurumsal çerçevenin de belirlenmesi gerekmiştir. Ülkenin koşullarına uygun, ancak çağıyla bütünleşen, gerçekçi ve çok yönlü bir niteliğe sahip olması gerekmiştir. Altıok tüm bu gereksinimlerin ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

Altıok Türk Devrimi’nin yarattığı bir çağdaşlaşma programı ve ezilen ulusların tümüne örnek oluşturan bir kalkınma yöntemidir. Altıok’un temelinde ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık mevcuttur. Altıok unsurları birbirinden kopuk değil aksine birbirine tamamen bağlı, birbirlerini tamamlayan ve birlikte değerlendirildiğinde tam bir anlam ifade eden ilkeler bütününü temsil etmektedir.

1923 ve 1938 yılları arasında gerçekleştirilen devrimlerin ve yapılan faaliyetlerin tümünde Altıok'un ifadeleri bulunmaktadır. Birbirine tamamen bağlı olan ve birbirini destekleyen Altıok unsurları tek başlarına Türk devrimini temsil edemeyecek haldedirler. Türk Devriminin temsili ancak Altıok'un birlikte sağlanması ile mümkün olmuştur.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E SUİKAST GİRİŞİMİ

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kapatılmasında sonra, bu partideki eski İttihatçılar, siyasi yoldan ulaşamadıkları emellerine silahlı şekilde ulaşmayı dememek istemişlerdir. Yeni rejimin Mustafa Kemal’in ölümü ile son bulacağı kanısında olanlar, onu öldürmekle rejime istedikleri şekli verebileceklerini zannetmişlerdir.

Bu düşüncelerini 16 Haziran 1926 tarihinde Mustafa Kemal’in İzmir’i ziyareti sırasında gerçekleştirmeye karar vermişler ve suikastın yapılmasına müteakip Yunanistan'ın Sakız adasına kaçmayı planlamışlardır. Giritli Şevki isminde bir motorcu ile anlaşan suikastçılar, suikast planlarını gözden geçirmek üzere ayrılmışlardır. Giritli Şevki durumu yetkililere bildirince suikast girişimleri gerçekleşemeden yakalanmışlardır.

Mustafa Kemal Paşa’ya yapılması hedeflenen bu suikast, yurdun her yerinden büyük tepkilere yol açmıştır. Halkın gönlünde taht kuran Mustafa Kemal Paşa’da halktan gelen bu tepkinin karşılığında şu bildiriyi yayınlamıştır. “Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet padiyar kalacaktır.” diyerek rejime olan inancını yinelemiştir.

Gerçekleşmek istenen bu suikastın suçluları İstiklal Mahkemesi’nde yargılanarak cezalandırılmışlardır ve İttihatçılık tamamen tasfiye edilmiştir.

ATATÜRKÇÜLÜK NEDİR?

Kısaca Atatürkçülük; Türk İnkılâbı, fikir ve idealin dile getirilişi ve uygulamada da başarıya ulaşmasıdır. Atatürkçülük; tarihi ve sosyolojik gelişmelerin bir sonucudur.

Türk milletinin bu gün ve gelecekte tam bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması, devletin millet egemenliği esasına dayandırılması, aklın ve bilimin rehberliğinde Türk kültürünün çağdaş uygarlık düzeyi üzerine çıkarılması amacıyla, temel esasları yine Atatürk tarafından belirtilen, devlet hayatına, fikir hayatına, ekonomik hayata, toplumun temel kurumlarına ilişkin gerçekçi fikirlere ve ilkelere ATATÜRKÇÜLÜK denir. Atatürkçülük, Türk milletinin ihtiyaçlarından ve tarihi gerçeklerinden çıkmış olup ilerleme ve yenileşme amacı taşımaktadır.